Skip to content
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size

Alternatif Su Forumu - 2009

Anasayfa
Malmö'de Kamusal Su İçin Avrupa Ağı kuruldu Yazdır E-posta
Pazartesi, 20 Ekim 2008

Avrupa Sosyal Forumu 17-21 Eylül tarihlerinde İsveç'in Malmö kentinde gerçekleştirildi. Yüzlerce toplantının yapıldığı forumda, onbinlerce kişinin katıldığı bir yürüyüş ve çok sayıda kültürel aktivite düzenlendi.

Suyuma Dokunma Kampanyası, Malmö'deki foruma aktif bir katılım sağladı. Kampanya standında iletişim bilgileri toplantı ve binlerce el ilanı dağıtıldı. Suyla ilgili yapılan çeşitli toplantılarda Suyuma Dokunma Kampanyası'nı oluşturan bileşenler konuşmalar yaptılar. Bu çerçevede Hasankeyfi Yaşatma Girişimi, Küresel Eylem Grubu ve Munzuru Koruma Kurulu Malmö'de temsil edildi.

Ayrıca Malmö'de Kamusal Su İçin Avrupa Ağı kuruldu ve ağın çağrı metni yayınlandı.

Ağın 8 kişiden oluşan kolaylaştırıcı grubunda Suyuma Dokunma Kampanyası ve Hasankeyfi Yaşatma Girişimi de bulunuyor.

Malmö'de Hazal Öztetikler'in ve Ercan Ayboğa'nın Dünya Su Forumu’na Karşı Alternatifler Seminerinde yaptığı konuşmayı aşağıda bulabilirsiniz.

ASF toplantısının Türkçe kaynı indirip dinlemek için tıklayınız... (MP3 dosyası 69 MB'tır.) Hazal Öztetikler'in konuşmacı olduğu paneldeki konuşmacılar sırasıyla şöyle idi:

Peter Waldorf, PSI General Secretary
Ingrid Spiller, Heinrich Boell Foundation (Germany, Mexico)
Anil Naidoo, Blue Planet Project (Canada)
Marco Iob, Italian Forum of Water Movements (Italy)
Dincer Mete, TMMOB (Turkey)
Hazal Oztetikler, Global Action Group (Turkey)
Ercan Ayboga, Hasankeyfi Yaşatma Girişimi, (Turkey)
Kolaylastirici: America Vera Zavala, ATTAC Sweden. (Sweden)

ASF – Malmö – Dünya Su Forumu’na Karşı Alternatifler Semineri
Konuşma – Hazal Öztetikler – Küresel Eylem Grubu – 19 Eylül ‘08


İki hafta önce İstanbul’da işverenlerle yapılan bir toplantıda Türkiye’nin Çevre Bakanı Veysel Eroğlu patronlara çarpıcı bir çağrı yaptı: Gelin paranızı suya yatırın.

Özel sektörü suya yatırım yapmaya çekmek için iki önemli alanın çekici olduğunu da ekledi: barajlar ve su şebeke hizmetleri. Bakana göre Türkiye’de su hizmetlerindeki potansiyel pazarın büyüklüğü 50 milyar ABD doları. Bu pazarın 45 milyar doları enerji ve sulama barajlarından oluşuyor. Türkiye hükümeti son yıllarda bu alanlara özel sektör yatırımı almak için kamu-özel sektör işbirliğini kolaylaştıcı bir çok yasa çıkardı. Yatırımlar bir çok vergi teşviki almaya başladı.

Türkiye’de özel sektörün lisans için başvurduğu 1400 baraj olduğu söyleniyor. Bunların dışında Devlet Su İşleri’nin yapmayı planladığı 600 civarında baraj var. Bu sayede kısa süre içinde Türkiye’nin yıllık enerji üretimine 10 bin MW’lık bir ek yapılacak. Bu gerçekten de, çevreye vereceği zararı hiç umursamayan bir kalkınma hamlesi.

Çevreye yapacağı etkiye örnekler vermek gerekirse: Karadeniz’de sadece bir ırmak üzerine 50 baraj inşa edilmesi planlanıyor. Hasankeyf’te yapılacak baraj ise 300 km2’yi sular altında bırakacak. Burada tarihi bir kent yok olmak üzere.

Bir yandan da özel sermayenin su şebeke hizmetlerine nasıl yatırım yapabileceğine dair tartışmalar sürüyor. Geçen haftalarda, Dünya Su Forumu’nun tanıtımı niteliğinde yapılan ve Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Faouchon’un da katıldığı toplantıda bu konu detaylarıyla tartışıldı. Türk büyük sermayesinin en önemli örgütü TÜSİAD bu toplantının ev sahibiydi. Kendi yaptıkları tartışmalardan çıkan sonuç şu: Kentlerdeki su şebekelerinin imtiyaz sözleşmeleriyle devri, hem Türkiye’deki hem de dünyadaki bazı olumsuz örnekler nedeniyle pek mümkün görünmüyor. Ancak bazı hizmetlerin pazara açılması ve yatırımların bir kısmının kamu-özel sektör işbirlikleri ile yapılması gündemde.

Bu manzara Dünya Su Forumu’nun Türkiye hükümeti için ne anlama geldiğini anlamamıza yardımcı olabilir. Bir yandan bu büyük çevre katliamına Türkiye toplumunu ikna etmek için Public Relation çalışması yapılacak. Bir yandan ise dünyanın dev inşaat tekellerini çekmek için, Türkiye’nin su pazarı tanıtılacak.

Burada bir kez daha hatırlamakta fayda var: Çeşitli bilim insanlarının söylediği gibi, barajlar doğal, tarihi, kültürel ve sosyal dokuyu yok ediyor. Kar yağışını durdurarak erozyonu arttırıyor. Bitki örtüsünü yok ediyor. Mezopotamya’da uygarlıklara beşiklik etmiş verimli akarsu ovalarını sonsuza dek katlediyor. Yapıldığı andan itibaren küresel ısınmayı arttıran bir etken oluyor.

İşte bu gerekçelerle Türkiye’de baraj karşıtı mücadele de hızla yükseliyor. Geçtiğimiz yıl gelişen Karadeniz’deki baraj karşıtı mücadeleler bu yaz birleşti. Kurulan ‘Derelerin Kardeşliği Platformu’nun geçen ay Türkiye’nin kuzeyinde yaptığı mitinge binlerce kişi katıldı. Munzur nehri üzerine yaplımak istenen barajlara karşı yıllardır mücadele sürüyor. Ağustos ayında Munzur nehrinin kıyısında 3000 kişinin katıldığı coşkulu bir protesto yürüyüşü yapıldı. Benzer biçimde 3-4-5 Ekim’de Hasankeyf’te yapılmak istenen baraja karşı, 10 bin kişinin katılması hedeflenen bir gösteri düzenlenecek. Mücadelelerimiz yerellerde hızla gelişiyor ve Türkiye’de diğer bölgelerdeki kampanyalarla birleşiyor.

Hükümet düzenlenen mitinglerin etkisinden korkmaya başladı. Türkiye’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Karadeniz’de yapılan baraj karşıtı mitinge televizyonlardan yanıt verdi ve baraj karşıtlarını dolaylı olarak vatan ihanet etmekle suçladı. 

Ancak su ile ilgili bu yaz yaşadığımız başka bazı gelişmeler durumun çok daha farklı olduğunu gösterdi.

Birincisi, geçen yaz yaşanana benzer sosyal tepkiler yaratmaması için, kuraklık bakanlar kurulu kararıyla ‘afet’ ilan edildi. Ancak yine de yapılan yardımlar, ortaya çıkan zararı karşılamaya yetmedi. Görünen o ki, küresel ısınmanın da etkisiyle yağış rejimleri değişecek ve kuraklık artacak. Bu hem tarımın büyük bir darbe almasına neden olacak, hem de tarımcıların mücadelesi gelişecek.

İkincisi ise şehir şebekelerinde yaşanan sorunlar. Geçtiğimiz aylarda Türkiye’nin en büyük ikinci ve üçüncü büyük şehirlerindeki şebeke sularında normalin çok üzerinde arsenik ve ağır metallere rastlandı. Yani iki şebekenin de insan sağlığına büyük bir tehdit olduğu açığa çıktı. Geçtiğimiz yıl bu tip sorunlar ve sudaki pahalılığa dikkati çeken, bazı sendikaların ve doktor örgütlerinin başı çektiği bir platform oluşturuldu. Bu mücadedelerin önümüzdeki süreçte daha da büyüyeceği çok açık.

Son olarak ise küresel ısınmanın su kıtlığına olan etkisini hatırlamak gerekir. Zaten su fakiri olan Türkiye’nin su kaynakları küresel ısınmanın da etkisiyle hızla tükeniyor. Artık televizyon haberlerinin olağan bir bölümü de baraj seviyelerinin halka bildirilmesi oldu. Dolayısıyla son üç yılda toplam 20 bin kişilik mitingler yapmış olan küresel ısınma karşıtı mücadeleler de su açısından önem kazanıyor.

İşte Türkiye’de Dünya Su Forumu’na karşı yapmamız gereken bu dört temel mücadeleyi biraraya getirmektir. Yani baraj karşıtı mücadeleler, küresel ısınma karşıtı kampnayalar, tarımcılar ve sendikalar.

Bu çerçevede çeşitli biraraya gelişler bu yılın başından beri sürmekte. Bizim içinde olduğumuz Suyuma Dokunma – Another Water Management is Possible kampanyası da bunlardan biri. Yapmaya çalıştığımız şey, baraj karşıtı mücadeleler ile küresel ısınma karşıtı mücadeleyi biraraya getirip, tabandan ortak bir kampanyayı inşa etmek. Dünya Su Forumu’na karşı yürüteceğimiz bu tabandan ortak mücadele, kalıcı bir dinamizm yaratabilir. 

Ancak tabii ki başka bazı olası ittifakları da zorlamamız gerekiyor. Bu çerçevede oluşmuş en önemli girişim ise bizim de içinde yer aldığımız ‘Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu’.

Bu girişim meslek örgütlerinin çağrısıyla toplandı. İçinde Türkiye’deki muhalefet partisi CHP’den çeşitli sekter - radikal sol parti ve gruplara kadar geniş bir çevre bulunuyor. Bazı sendikalar ve köylü hareketleri de bu girişime destek veriyor.

Bu birlik kurulabilmiş en geniş birlik olması açısından önemli. Ancak bazı temel noktalarda görüş ayrılıkları olan gruplardan oluşması da bir dezavantaj.

Örneğin Meksika’da yapılmış olan karşı forumun çıkardığı meksika çağrı’sı bu geniş grup tarafından halen benimsenmedi.

Platformun işleyiş yöntemleri belirlenemiyor. Bu ise büyük örgütlerin belirleyici olması sonucunu doğuruyor.

Platformun içindeki bazı gruplar sosyal forumların azılı düşmanı durumunda. Karşı küreselleşme hareketlerinin sermayenin küreselleşmesine de destek olduğunu düşünüyor.

Bizim buradaki önerimiz çok basit: Dünya Su Forumuna karşı oluşturacağımız Alternatif forum, sosyal forumların işleyişini ve ilkelerini temel almalı.

Kararlarımızı konsensüsle almalıyız. Süreç şeffaf ve katılıma açık olarak işlemeli. Alternatif su forumunu uluslararası bir süreç olarak örgütlemeliyiz. Yani forumun programını, yapılacak eylemin sloganını sadece Türk örgütler belirlememeli. Bunları dünyadaki çeşitli kuruluşlarla birlikte tartışmalı ve ortak kararlar almalıyız.

Biz Suyuma Dokunma Kampanyası olarak oluşturulmakta olan Avrupa Su Networkünün bu sürecin öznesi olması gerektiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla bu ağın çizdiği politik çerçeve ve Meksika çağrısı bütün süreci bağlamalıdır.


Önümüzde bu dediklerime olanak sağlayacak önemli bir fırsat var. O da 8-9 Kasım’da İstanbul’da yapacağımız toplantıdır.

Bu toplantı Alternatif Su Forumu’nu nasıl örgütleyeceğimizi ele alacağımız bir hazırlık toplantısı olmalı ve gündemi de Avrupa Su Networkü tarafından tartışılarak belirlenmelidir. Eğer hazırlıkların demokratik olarak tartışılacağı bir uluslararası platform örgütleyebilirsek, bu, alternatif su forumu sürecine katılımı da ciddi ölçüde arttıracaktır.

Bu çerçevede herkesi 8-9 Kasım’da yapılacak toplantı için İstanbul’a bekliyoruz.

Başka Bir Su Yönetimi Mümkün!

Speach of Ercan Ayboga (Initiative to Keep Hasankeyf Alive, also Another Water Management is Possible Campaign) at the European Social Forum 2008
Seminar: Towards Word Water Forum in Istanbul and alternatives, 19.09.2008 Malmö/Sweden

After the different speeches I would like to emphasize that if we handle and sicuss the water issue, we need a broader consideration now and in future and have a look to all our water resources. Also in the framework of the planned WWF we should not only treat the privatization of urban water supply systems. We have to look to our rivers and lakes. In that context dams play a very important role for the governments and companies and a very problematic role for the population and environment.

Now, I will shortly speak about the Ilisu dam which is one of the biggest investment projects in Turkey: The budget is 2 Billion Euro. This dam is planned on the Tigris River shortly before Iraq and Syria in the Kurdish region of the Turkish Republic. The purpose is to produce energy: 1200 MW.
The Ilisu project has all potential negative impacts which are possible: social, ecological, cultural and political!

The project will flood 199 villages and the antique city of Hasankeyf where 78.000 people live, mainly Kurds. They will be displaced and this will lead to their impoverishment. Many problems are connected, for example 50% of the affected people posses no land. In the last decades in Turkey at least 350.000 people were displaced because of dams (worldwide 45-90 million). The Ilisu region is a armed conflict area because Turkey does not want to solve the Kurdish question.

The project is planned in Upper Mesopotamia where the first cultures of humanity have been developed. So in the affected area are at least 400 archaeological sites, including Hasankeyf where still people live. Hasankeyf is a 9000 years old settlement with traces of 20 Eastern and Western cultures. The flooding of this city, an open air museum, would be genocide of the culture living there and of all humanity. In Turkey many dams destroy thousands of cultural sites because is in Anatolia and Mesopotamia the cultures developed along rivers.

The Ilisu dam reservoir will flood a unique ecology. The Tigris River is still mainly free flowing. Hundred animals and plants are under threat. Consider that in general half of endangered species live in river ecosystems. In Turkey half of important nature regions are threatened by dams. Furthermore the experience of already built dams is that the local climate changed negatively. An important aspect is also that the water quality of the dam reservoir will be very low. That means that fishes and other animals will die and the health of hundred thousand people will be in danger through diseases like malaria and typhus. The Ilisu dam and other reservoirs could be used against Iraq and Syria because there are no agreements between the three countries. This would have negative impacts for the peace in Middle East.

Turkey has 2000 dams in planning which means many destruction and conflicts in future. Turkey tries to solve its energy, irrigation and water supply problems with dams. For Turkey this issue is very crucial. There is in Turkey also the idea to privatize the rivers and water resources which is a crazy and dangerous idea. (Turkey can be compared in its water policy with Iran, India and Chine which build many thousands of dams.) So we can state that there is not only the forced process of privatization of urban water supply systems, also of rivers, springs, irrigation systems, cannels and all water resources.

In the last years there is a tendency to build again more dams after a long period of decrease. And this fact will be an important subject of WWF. This comes also from several success stories against privatization of public water services. So we have to respond also to that development in the preparation of the alternative WWF. We need a water management which is based on participation, equality, recognizes the needs of ecology, ensure water quality, defends the right of access to water and serves for peace.

The next WWF will be in Turkey and we as the critical dam movements will resist!

Now some words in general about dams, particularly large dams:
1) Large dams have serious negative social, cultural, ecological and political impacts
2) Efforts to mitigate the impacts of large dams typically fail
3) Most large dam developers and funders oppose measures to prevent the construction of destructive projects.
4) Large (hydro) dams are slow in construction, inflexible (overestimating of need) and far from main sources of power demand
5) Costs of dams have been far too high. According to World Commission on Dams (WCD) 80% of all dams were more expansive than planned. This means that the state gets into debt.
6) Large dams do not have the poverty reduction benefits of decentralized renewables.
7) Large hydro dams are not a renewable energy source because
    a) of social , cultural, ecological and pol. Impacts
b) many dam reservoirs emit significant amount of greenhouse gases (particularly in tropical regions)
    c) of continuously lost of storage capacity
8) Including large hydro dams in renewables initiatives would take away money (crowd out) funds for real renewable energy projects
9) Large dams increase problems to climate change
10) There is no technology transfer benefit from large (hydro) dams
11) Many countries are over-dependant on hydropower

ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008

ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
ASF Malmo 2008
 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Syndicate

Etkinlik Takvimi

Eylül 2010 Ekim 2010
Pa Pa Sa Ça Pe Cu Cu
1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30

Kimler Sitede

Şuanda 2 misafir bağlı