|
Bu yıl Brezilya’nın Amazon bölgesinde bulunan Belem kentinde düzenlenen Dünya Sosyal Forumu 27 Ocak Salı günü düzenlenen coşkulu yürüyüşle başladı. Forumda yaklaşık 150 ülkeden 6 bine yakın kurum, kuruluş ve sosyal hareket yer aldı. Forum süresince 10 tema altında yaklaşık 2600 etkinlik düzenlendi. Belem-Davos hattındaki tartışmalar, devlet başkanlarının konuşmaları ve ekonomik krize karşı üretilen yanıtlarla devam ederken, Dünya Sosyal Forumu’na katılan sosyal hareketler somut işbirliklerini geliştirip eylem planları yaptı.
Antikapitalist söylem ve krize karşı mücadele vurgusunun öne çıktığı forum, 1 Şubat’ta, farklı konularda çalışan 22 ağın düzenlediği asambleler ve sonuç bildirgelerinin yayınlanmasıyla sona erdi. www.bianet.org/davosta-biterken-belemde-yeni-bir-cag-basliyor www.radikal.com.tr www.bianet.org//binlerce-aktivist-brezilyada-dunyanin-sorunlarini-tartisiyor www.ntvmsnbc.com/news/473609.asp www.bianet.org/bianet/belemde-mucadele-kararliligi Radikal 2 - Belem'den Başka Bir Dünya'ya Doğru Aşağıda yer alan yazılara kısa bağlantılar: Bianet - Binlerce Aktivist Brezilya'da Dünyanın Sorunlarını Tartışıyor Bianet - Chavez: Davos'ta Biterken Belem'de Yeni Bir Çağ Başlıyor Bianet - Belem’de Mücadele Kararlılığı Radikal 2 - Belem'den Başka Bir Dünya'ya Doğru Sosyal Hareketler Çağrısı - 1 Şubat 2009 - Belem 2009 Dünya Sosyal Forumu binlerce kişinin katılımı ile başladı Bu yıl Brezilya’nın Amazon bölgesinde bulunan Belem kentinde düzenlenen Dünya Sosyal Forumu 27 Ocak Salı günü düzenlenen coşkulu yürüyüşle başladı. Dünya Sosyal Forumu'na Erkin Erdoğan katıldı. Yaklaşık 150 bin kişinin katıldığı gösteri ile başlayan forumda 10 tema etrafında yaklaşık 2 bin 600 etkinlik düzenleniyor.
150 ülkeden 6 bine yakın kuruluş ve sosyal hareketin katıldığı Dünya Sosyal Forumu'nda 10 tema etrafında 2 bin 600'e yakın etkinlik düzenleniyor. Kadın Yürüyüşü, Kürt sorunu ve su forumu da Forum'un konuları arasında. Bu yıl Brezilya’nın Amazon bölgesinde bulunan Belem kentinde düzenlenen Dünya Sosyal Forumu (WSF), 27 Ocak Salı günü düzenlenen coşkulu yürüyüşle başladı. Yaklaşık 150 bin kişinin katıldığı ifade edilen gösteri, kent merkezinden forumun düzenlendiği Amazon Federal Üniversitesi’ne kadar sürdü. Yerli halkların renkli kortejleriyle katıldığı yürüyüşün ardından forum alanında konserler düzenlendi.
Sosyal forumun bu yıl Belem’de düzenlemesinin iki önemli amacı var. Birincisi, Amazon ormanları ile çevrili olan ve Amazon nehrinin kıyısında yer alan Belem’de küresel ısınma başta olmak üzere ormanların yok edilmesi ve diğer çevre sorunlarına dikkati çekmek. İkincisi ise "küreselleşme çağında" yokolma sürecine girmiş olan yerel kültürleri ve halkları gündeme getirmek.
Sosyal forumda, küresel dünyanın içinde olduğu ekonomik kriz ve bu krizden çıkışa dair Davos’ta önerilen politikalar da yoğun bir eleştiriye tabi tutuluyor. Walden Bello gibi yazarlar, krizin kapitalizmin doğasından kaynaklandığını ve forumların kapitalizmi aşacak biçimleri üretmesi gerektiğini söylerken, Latin Amerikalı kimi katılımcılar alternatif yerel kalkınma stratejilerinin üzerinde durulması gerektiğini ifade ediyor.
Forumun ilk günü
Forum toplantıları ise yürüyüşün bir gün ardından, 28 Ocak Çarşamba günü başladı. Belem’deki iki üniversite kampusunde yapılan toplantılar çok yoğun bir katılımla geçti.
Forumda yaklaşık 150 ülkeden 6 bine yakın kurum, kuruluş ve sosyal hareket yer aldı. Forum süresince 10 tema altında yaklaşık 2600 etkinlik düzenlendi.
İlk gün düzenlenen etkinlikler arasında dikkat çekenlerden birisi Dünya Kadın Yürüyüşü’nün 2010’a dair uluslararası eylemlerin inşasını tartıştığı toplantıydı. Türkiye’den Yıldız Temelturkan’ın da konuşmacı olduğu toplantıda kadınlar hem eylem stratejilerini tartıştı hem de ritm aletleri çalıp şarkılar söyledi. 2010’da İstanbul’da yapılacak olan Avrupa Sosyal Forumu, Dünya Kadın Yürüyüşü’ünün önemli duraklarından biri olacak.
Forumun öne çıkan temelarından birisi “devletsiz halklar”. Katalonya, Bask Ülkesi, Filistin, Brezilya gibi ülkelerden çeşitli sivil toplum kuruluşları forum alanında oluşturulan büyük bir tematik çadırda etkinliklerini düzenliyor. Kürt hareketinin de başından beri aktif olarak yer aldığı bu ağın Belem’deki toplantılarına Türkiye’den Lice Belediye Başkanı Şeyhmus Bayhan ve geçtiğimiz aylarda Diyarbakır’da kurulan Mezopotamya Sosyal Forumu’nun aktivisti Barış Dikilitaş konuşmacı olarak katılacaklar.
Forumda önümüzdeki günlerde yapılacak binlerce etkinlik arasında ATTAC ve “Emek ve Küreselleşme Ağı”nın kriz üzerine düzenleyeceği toplantılar ile Türkiye’den ve dünyadan su konusunda çalışan hareketlerin Mart ayında İstanbul’da düzenlenecek Dünya Su Forumu ve alternatifleri tartışacağı toplantılar dikkat çekici.
Chavez, Morales, Correa ve Lugo
Dünya Sosyal Forumu’nda 29 Ocak Perşembe günü yapılacak “Latin Amerika Halkalarının Entegrasyonu Olasılığı” isimli toplantıya Devlet Başkanları Hugo Chavez (Venezüella), Evo Morales (Bolivya), Rafael Correa (Ekvador) ve Fernando Lugo (Paraguay) da katıldı.
Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen hareketlere bağlı 1000’den fazla davetlinin katılacağı toplantının ardından, bu ülkeler ile Brezilya’nın bir pakt oluşturma yönünde adımlar atması bekleniyor.(EE/EÜ) Chavez: Davos'ta Biterken Belem'de Yeni Bir Çağ Başlıyor
Brezilya’nın Amazon bölgesinde düzenlenen Dünya Sosyal Forumu, ikinci gününde de canlı tartışmalarla sürdü. Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, Latin Amerika’nın dört muhalif devlet başkanıyla birlikte katıldığı Forum’da “ömrünü doldurmakta olan dünya Davos’ta toplanırken, Belem’de yeni bir dünya, yeni bir çağ doğuyor” dedi.
Latin Amerika’da nükleer enerji konusunu masaya yatırırken, DTP Lice Belediye Başkanı Şeyhmus Bayhan, tanınmayan halklarda kurumsallaşma üzerine bir konuşma yaptı.
Halkların Kolektif Hakları
‘Halkların Kolektif Hakları’ alanında düzenlenen toplantıya Bayhan’ın yanısıra Bolivya’dan Kızılderili halk temsilcileri ile Uruguay’dan, Katalonya’dan, Cezayir’den ve Galiçya’dan konuşmacılar katıldı.
Bayhan, Kürt halkının yürüttüğü kültür ve anadil mücadelesinin önemini ifade ederek, özgür, katılımcı ve cinsiyet eşitlikçi bir yerel yönetim modeli oluşturmaya çalıştıklarını belirtti. Uruguay’dan katılan Perla Alvarez Britez ise ’94 yılından beri sürdürdükleri dil ve kültür eksenli mücadeleyi anlatıp, Uruguay devletinin yerel halklara uyguladığı yasakçı politikaları eleştirken, Bolivyalı konuşmacılar kendi yerel yönetim modellerini ve yaşam felsefelerini dile getirdiler.
‘Devletsiz toplumlarda sosyal özgürleşme ve değişim faktörü’ başlıklı panelde konuşan Mezopotamya Sosyal Forumu aktivisti Barış Dikilitaş ise, tanınmayan halkların, kendi mücadelelerinde milliletçiliğe de karşı durmaları gerektiğini söyledi. Etnik anlamdaki özgürleşmenin önünde bir tuzak oluşturan milliyetçiliğin yeni sol politikalarla aşılabileceğini belirten Dikilitaş, devletsiz halkların yürüttüğü mücadelenin teorik, pratik ve söylem olarak hegemonyadan kopmasının, toplumsal özgürleşme açısından bir zorunluluk olduğunu ifade etti. “Kürt kadın hareketi bu açıdan iyi bir örnek oluşturuyor” diyen Dikilitaş konuşmasını, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve Sarmaşık Derneğinin yoksulluğa karşı yürüttüğü sosyal politikaları ve oluşturulan yiyecek yardımı, burs ve meslek edindirme çalışmalarını anlatarak bitirdi.
Aynı toplantıda konuşan Bask ve Katalonya temsilcileri, baskı altındaki halkların yürüttüğü mücadelenin antikapitalist perspektiften kopmaması gerektiğinin altını çizdiler.
Chavez Davos’a meydan okudu
Forumun ikinci gününün önemli toplantılarından biri de devlet başkanlarıyla gerçekleştirildi. “Latin Amerika Halkalarının Entegrasyon Olasılığı” ismiyle, Brezilya Devlet Başkanı Lula Da Silva’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıya Devlet Başkanları Hugo Chavez (Venezüella), Evo Morales (Bolivya), Rafael Correa (Ekvador) ve Fernando Lugo (Paraguay) katıldı. Coşkulu bir kalabalığa seslenen liderler Davos’ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu’na meydan okudular. Toplantıda konuşan Chavez “ömrünü doldurmakta olan dünya Davos’ta toplanırken, Belem’de yeni bir dünya, yeni bir çağ doğuyor” dedi.
Liderler ekonomik krize karşı kendi alternatiflerini de ortaya koydular. Lula, Brezilya Hükümeti’nin 2010 yılına kadar evsizler ve fakirler için 1 milyon yeni konut inşa edeceğini ve yine 2010’a kadar Brazilya’nın yarı kamu şirketi olan enerji tekeli Petrobras’ın, 170 milyar dolar yatırım yapacağını söyledi.
Ekvador Devlet Başkanı Correa ise sürmekte olan ekonomik krize ve küresel baskı odaklarına karşı durmak için ülkeler arasındaki işbirliğinin önemine değinerek, devletlerin bu süreçteki rolünün sosyal adaleti sağlamak için planlamaya yönelmek olması gerektiğini belirtti. Correa bu anlamda sosyalist modeli savunmanın bir zorunluluk olduğunu ve sosyal forumların, “içinde yaşadığımız akıl dışı sistemin açgözlülüğüne karşı”, çözümün bir parçasını oluşturduğunu vurguladı.
" Belem’de Mücadele Kararlılığı"
Belem-Davos hattındaki tartışmalar, devlet başkanlarının konuşmaları ve ekonomik krize karşı üretilen yanıtlarla devam ederken, Dünya Sosyal Forumu’na katılan sosyal hareketler, çalıştıkları konularda somut işbirliklerini geliştirip eylem planları yaptı. Antikapitalist söylem ve krize karşı mücadele vurgusu bu yıl öne çıktı. Forum, 1 Şubat’ta, farklı konularda çalışan 22 ağın düzenlediği asamble toplantılarının ve bunların sonuç bildirgelerinin yayınlanmasının ardından sona erdi. Forum’daki konser alanında yapılan ve asamblelerin asamblesi olarak adlandırılan toplantıya binlerce kişi katıldı. Burada “su ağı” adına konuşan Tommaso Fattori, mart ayında İstanbul’da yapılacak Dünya Su Forumu’nu protesto edileceklerini ve resmi foruma karşı alternatif etkinlikler düzenleyeceklerini söyledi.
Kapitalizm artık medeniyeti geliştirmiyor
Dünya Sosyal Forumu uzun bir süredir çeşitli ağlar üzerinden örgütleniyor. Benzer konularda çalışan toplumsal hareketleri bir araya getiren bu ağlar, tanışma, deneyim paylaşımı, ortak stratejiler ve eylem planları geliştirme gibi çok önemli işlevler görüyor.
Sosyal forumda bu çerçevede faaliyet gösteren “Su Ağı”, Belem’de dört seminer gerçekleştirdi.
“Dünya Su Forumu Çerçevesinde Su Kaynaklarının Alternatif Yönetimi” isimli toplantıda, su forumuna karşı geçekleştirilecek etkinlikler ele alındı. Suyuma Dokunma Kampanyası’nın 20-22 Mart’ta Santral İstanbul’da düzenleyeceği Alternatif Su Forumu’na dönük katkı ve önerilerin alındığı toplantıda, Venezüella’dan konuşan Santiago Arcanada, karşı küreselleşme hareketinin ve su hareketlerinin bugüne kadar gerçekleştirdiği etkinlikleri ve Dünya Su Forumu’na karşı çıkılan noktaları aktardı. Dünya Su Forumu’nun düzenleyicisi ve dizayn edicisi olan Dünya Su Konseyi, ulus ötesi su tekelleri tarafından kurulmuş özel bir yapı. Konsey bugüne kadar izlediği politikalarda, suyu piyasaya açmak için önemli girişimler yaptı. “Küresel Düzeyde Su Hakkı: Gıda Krizinin, İklim Değişikliğinin ve Su Mücadelesinin Etkileri” başlıklı toplantıda ise, yok edilen ormanların, iklim değişikliğinin ve biyoçeşitliliğin uğradığı zararın susuzluk sorununa etkileri ele alındı. Ayrıca suya ulaşımın bir insan hakkı olarak kabul edilmesi, anayasalara konması gerektiği ifade edildi.
Toplantıda konuşan Fransa’nın eski First Lady’si Danielle Mitterand, Paris’te iki büyük su tekeli olan Veolia ve Suez şirketlerine devredilmiş olan su hizmetlerinin yeniden kamulaştırıldığını anlattı. “Bu durum hareketin önemli bir kazanımı ve suyun özelleştirilemeyeceğini gösteriyor.” diyen Mitterand, 2009’da yerel yönetimlerle yapılacak bir toplantıyla ‘kamu yönetimi’nin ilan edileceğini söyledi. Fransa’nın birçok bölgesinde su hizmetleri halen özel şirketlerin elinde bulunuyor.
Topraksız Köylüler Hareketi’nden (MST) gelen Jose Martin ise “Su bir medeniyet sorunu. Kapitalizm artık medeniyeti geliştirmiyor. Sosyal ve ekonomik barbarlığı geliştiren sistem, doğadan ve toplumdan yabancılaştı, gezegeni yok olma noktasına getirdi.” dedi. Brezilya’daki 300’den fazla hidroelektrik santrale kaşı mücadele ettiklerini belirten Martin, “Endüstriyel ormanlaşmaya karşıyız. Biyoyakıtlar, tohumların homojenize edilmesi ve okaliptus plantasyonlarının yol açtığı ‘yeşil çöller’ çevresel bir felakete yolaçıyor.” diyerek, toplumun çıkarlarının yok sayılmaması gerektiğini ifade etti.
Küresel Adalet Ekoloji Projesi isimli örgüt adına konuşan Anne Petermann, iklim değişikliğinin ve buna karşı uygulanan yanlış politikalarının su krizini nasıl tetiklediğini anlatırken, geliştirilmekte olan ikinci jenerasyon biyoyakıtların, gıda maddeleri kullanılmadığı için gıda krizine yol açmayacağını, ancak tam bir çevre felaketine yol açabileceğini söyledi. Geliştirilen bu biyoyakıtlar selüloz bazlı ve biyoyakıt endüstrisinde özellikle okaliptus ağaçları kullanılıyor. Okaliptus, çok su tüketen ve yaygınlaştırıldığında biyoçeşitliliği olumsuz anlamda etkileyebilen bir bitki.
Su Ağı’nın bir diğer toplantısı ise su yönetimi üzerine gerçekleşti. Latin Amerikalı katılımcılar suyun insan hakkı olarak anayasaya girmesinin yetmeyeceğini, herkese yeterli oranda suyun ulaştırılmasının garanti alınması gerektiğini söyledi. Su hakkının yanı sıra su yönetiminin de demokratikleştirilmesi, örneğin, su yöneticilerinin yerel seçimlerde seçilmesi gibi çözümler toplantıda ifade edilenler arasındaydı.
Forumun son günü yapılan iklim değişikliği asamblesinde ise, 12 Aralık 2009’da yapılacak küresel eylem gününe çağrı yapılarak şöyle denildi:
“Kapitalizm öldürüyor. Yüzlerce yıldır kapitalizm kültürlerimizi yok ediyor, emeğimizi sömürüyor, çevremizi zehirliyor. Şimdi, iklim krizi ile birlikte, Dünya yeter diyor, ya basta.
Sorunu yaratan insanlar bize çözümleri de olduğunu söylüyor: Buna karbon ticareti, temiz kömür ve yeşil kapitalizm gibi isimler veriyorlar. Fakat bunlar gerçek çözümler değil, para kazanmak için uydurulan ilüzyonlar.
Bu ilüzyonların ötesine geçme zamanıdır.
İklim krizine gerçek çözümler, dünyayı hep korumuş olanlardan, çevreyi ve yaşam koşullarını savunmak için hergün mücadele edenlerden gelecek. Bizim için, iklim adaleti ve sosyal adalet için yürütülen mücadele bir ve aynıdır. Bu mücadele, toprak ve tarım reformu, gıda ve enerji egemenliği için, kadınların ve işçilerin hakları içindir. Bu kavga eşitlik için, yerli halkalara adalet için, küresel güney halkaları için ve zenginliğin yeniden dağıtılması içindir.
Küresel elitin şekilsizleşen, piyasa temelli çıkarlarına karşı, iklim adaleti hareketi, ortak değerlerimizi yeniden talep edecek ve sosyal gerçekleri iklim değişikliğine karşı mücadelenin merkezine koyacaktır.
Herkesi – işçileri, çiftçileri, öğrencileri, gençleri, kadınları, yerel halkları ve güneyde ve kuzaydeki ilgili tüm insanları- gezegenimizin, toplumlarımızın ve kültürlerimizin geleceği için yürüttüğümüz bu ortak mücadeleye katılmaya çağırıyoruz."
Küresel iklim değişikliğine karşı sosyal hareketler 12 Aralık 2009’da tüm dünyada ve Kopengah’da büyük bir buşuşma gerçekleştirecekler. (EE/EÜ)
Belem’den başka bir dünyaya doğru Güney Amerikalı devlet başkanları Belem’deki Dünya Sosyal Forumu’ndan Davos’ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu’na meydan okudular ERKİN ERDOĞAN (Arşivi)
Bu yıl Brezilya’nın Belem kentinde düzenlenen Dünya Sosyal Forumu (DSF), ardında canlı tartışmalar ve soru işaretleri bıraktı. Rekor düzeyde katılımın yaşandığı forumda, 6 bine yakın sosyal hareket ve sivil toplum kuruluşu (STK), 2600 civarında etkinlik gerçekleştirdi. Sosyal forumlarda bir temanın öne çıktığını söylemek zor. Dört-beş gün içerisinde biribirinden farklı hareketler, onlarca konu etrafında yüzlerce toplantı yapar. Bunun bir istisnasını, belki, ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin öncesinde yaşamıştık. 2002 yılının sonundaki forumlarda ABD’nin savaş tehdidine karşı güçlü bir mesaj verilmişti. Toplanma yeri olarak dünyanın akciğeri kabul edilen Yağmur Ormanları’nın içindeki bir kenti seçen alternatif küreselleşmeciler, benzer bir gelişme için umutlanmamıza neden olacak önemli veriler sundu. Birçok seminerde, neoliberal kapitalist küreselleşmeyi aşacak yeni bir ekonomik ve sosyal düzen için arayışlar masaya yatırıldı. Yaşanan küresel kriz, sosyal hareketlerin ana teması haline geldi.
Sosyal hareketler radikalleşiyor mu? Belem’de dikkat çekici bir unsur, sosyal hareketlerdeki ortak mücadele eğilimiydi. Foruma bugüne kadar ‘tek konulu kampanya’ anlayışıyla, yani kendi kampanyası dışındaki işlerle pek de ilgilenmeyerek katılan hareketler, dünyanın başka sorunlarına da el atmaya başladılar. Örneğin İklim Değişikliği Ağı’nın yaptığı asamble (meclis) toplantısının sonuç metninde “Bizce, iklim adaleti ve sosyal adalet için yürütülen mücadele bir ve aynıdır. Bu mücadele, toprak ve tarım reformu, gıda ve enerji egemenliği için, kadınların ve işçilerin hakları içindir” deniliyordu. Bu durum kuşkusuz ki, tabandaki aktivistlerin birlikte mücadele etme isteğinden kaynaklanıyor ve yeni bir dinamik ortaya çıkarıyor. Bir başka önemli unsur ise giderek yaygınlaşan antikapitalizm vurgusu. Su, iklim değişikliği gibi, antikapitalist söylemi geliştirmesi pek de kolay olmayan ağlarda eleştirinin dozajı artmıştı. Su ile ilgili bir toplantıda konuşan Jose Martin, “Su bir medeniyet sorunu. Kapitalizm artık medeniyeti geliştirmiyor. Sosyal ve ekonomik barbarlığı geliştiren sistem, doğadan ve toplumdan yabancılaştı, gezegeni yok olma noktasına getirdi” diyerek, kapitalizmi aşacak katılımcı alternatifleri oluşturmanın önemine dikkat çekiyordu. İklim değişikliği ağının asamblesindeki taslak sonuç bildirgesi metnindeki şu cümlelerde de benzer bir çizgi görülebilir: “Kapitalizm öldürüyor. Yüzlerce yıldır kapitalizm kültürlerimizi yok ediyor, emeğimizi sömürüyor, çevremizi zehirliyor. Şimdi, iklim krizi ile birlikte, dünya yeter diyor, ya basta.”
Krize karşı mücadele Bu birleşme ve radikalleşme eğilimlerinin somut olarak görüldüğü bir yer de forumun düzenleyicisi olan DSF Uluslararası Konseyi idi. Konsey toplantısında, Belem ile birlikte alternatif küreselleşme hareketinin yeni bir aşamaya girdiği tespiti yapıldı. Sendikalar ise, üretim ve tüketim sistemlerinde ekonomiyi radikal değişimlere tabi tutacak acil bir sosyal mücadele yürütülmesi gerektiğini söyledi ve küresel düzeyde kamusal demokratik kontrol istedi. Konsey toplantısına “Küresel Krizin Yarattığı Tehlikeler ve Fırsatlar” başlıklı bir rapor sunan Gusteve Messiah, “Bugüne kadar dominant karakteri olan bir sistemle mücadele ediyorduk. Ancak krizle birlikte bu durum değişti. Dominant olan sistem üç ayaklı bir krizle sarsıldı: Küresel ekolojik kriz, neoliberalizmin krizi ve ABD’nin hegemonyasının sona ermesiyle ortaya çıkan jeopolitik kriz” diyerek, neoliberaller ve neokeynesyenler arasındaki olası ittifaka karşı mücadelenin özgürlük ve demokrasi ekseninde, kapitalizmi aşacak dönüşümlerle sürmesi gerektiğini söyledi. Uluslararası Konsey ve sosyal forumlar, önümüzdeki dönemde krize karşı mücadelenin önemli merkezlerinden biri olacak.
Chavez Davos’un karizmasını çizdi Forumun bir diğer önemli gelişmesi ise devlet başkanlarının ziyareti idi. Hatta kendi ülkesindeki muhalefetle arası pek iyi olmayan Lula, buna rağmen Davos’a gitmemeyi tercih edip diğer başkanlarla birlikte Belem’e gelerek önemli bir mesaj vermiş oldu. Foruma Brezilya Devlet Başkanı Lula Da Silva ile Devlet Başkanları Hugo Chavez (Venezüella), Evo Morales (Bolivya), Rafael Correa (Ekvador) ve Fernando Lugo (Paraguay) katıldı. Liderler Davos’ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu’na meydan okudular. Lula, konuşmasında, Brezilya’da sosyal politikaları öne çıkarıp devletin ekonomik rolünü artıracağının ipuçlarını verdi. Brezilya hükümeti, 2010 yılına kadar 1 milyon yeni konut inşa edecek ve 2013 yılına kadar Brazilya’nın yarı kamu şirketi olan enerji tekeli Petrobras, 170 milyar dolar yatırım yapacak. Ekvador Devlet Başkanı Correa ise krize ve dünyanın efendilerine karşı, muhaliflerin iktidarda olduğu Latin Amerika ülkeleri arasındaki birliğin önemine değindi ve merkezi planlama ile sosyalist modeli savundu. Correa’ya göre, sosyal forumlar “içinde yaşadığımız akıl dışı sistemin açgözlülüğüne karşı” önemli bir işlev görüyor. Chavez ise, “ömrünü doldurmakta olan dünya Davos’ta toplanırken, Belem’de yeni bir dünya, yeni bir çağ doğuyor” diyerek, forumun özetini çarpıcı biçimde yapmış oldu. Latin Amerika liderlerinin foruma gelmesinin sembolik önemi büyük. Kendi ülkelerinde sosyal hareketlerin desteğiyle iktidara gelen bu liderlerin, muhalefet ile güçlü bağlarını koruması ve neoliberal kapitalist küreselleşmeye sosyal politikalar ile karşı durması, uluslararası arenada, en azından argümanlar anlamında farklı rüzgarlar esmesine sebep olabiliyor. Liderlerin, önemli bir buluşma gerçekleştirmelerine rağmen, forumu bir ‘şov’ alanı gibi kullanmamaları ve forumun dokusunu korumaları da ayrıca takdir topladı sanırım. 9. Dünya Sosyal Forumu’nun etkileri önümüzdeki mücadele döneminde daha net görülecek. Belem en azından, Wallerstein’ın 2007’de dediği gibi, sosyal hareketlerin ‘savumadan hücuma’ geçtiklerinin yeni bir kanıtı oldu. Kendine güveni azalmış, geleceğini göremeyen bir küresel sistem ve Davos karşısında, sosyal forumlar ezilenlerin ve muhaliflerin büyüyen sesi oluyor. Krizin faturasını biz değil zenginler ödemeli!
Anti-emperyalist, anti-kapitalist, feminist, çevreci ve sosyalist alternatifler gereklidir
Dünyanın dört bir köşesinden gelen sosyal hareketler olarak, halkın, doğa, toprakları ve kültürlerinin gasp edilmesine karşı direnmekte olduğu, Amazon Belém'de düzenlenen, 8. Dünya Sosyal Forumu'nda bir araya geldik. Son on yılda, toplumsal ve yerel hareketlerin güçlerini birleştirerek kapitalist sistemi, kendi evrensel bakış açıları doğrultusunda radikal bir şekilde sorgulamakta olduğu Latin Amerika'dayız. Geçtiğimiz birkaç yıl içinde, Latin Amerika'daki radikal toplumsal mücadeleler, neo-liberal hükümetlerin devrilmesi ve ekonominin temel sektörlerinin ulusallaştırılması ile demokratik anayasal reformların gerçekleştirilmesi gibi çok sayıda olumlu reforma imza atan hükümetlerin güçlenmesiyle sonuçlanmıştır.
Bu çerçevede, eleştirel bir mesafeyi korumakla birlikte, hükümetler tarafından gerçekleştirilen olumlu yasal değişiklikleri destekleyen Latin Amerika'daki sosyal hareketler, tepkilerini uygun bir şekilde göstermiştir. Krizin yükünü ezilenlerin üzerine yükleyen devlet politikalarına, şirketlere ve bankalara karşı direnişin güçlenmesi açısından bu deneyimler faydalı olacaktır. Küresel sosyal hareketler olarak şu anda tarihi bir meydan okuma ile karşı karşıyayız. Kapitalizmin uluslararası krizi, insanlığı çeşitli şekillerde tehdit etmektedir. Kriz, gıda, finans, ekonomi, iklim, enerji ve nüfus göçünü etkilemekte ve bu arada uluslararası düzen ve politik yapılardaki krizden genel olarak medeniyetin kendisi de etkilenmektedir.
Bu krizin kapitalist sistemin doğrudan bir sonucu olması sebebiyle, sistemin içinden bir çözüm bulamıyoruz. Krizin üstesinden gelebilmek için, şu ana kadar alınan önlemlerin tümü, sadece, stratejik önemi olan ekonomik sektörlerin, kamu hizmetlerinin, doğa ve enerji kaynaklarının özelleştirilmesi, yaşamın metalaştırılması, emeğin ve doğanın sömürüsü ile kaynakların çevreden merkeze, işçilerden kapitalist sınıfa aktarılması üzerine kurulmuş bir sistemin hayatını sürdürmesini sağlamaya hizmet edecek şekilde, kayıpların toplumsallaştırılmasını amaçlamaktadır.
Mevcut sistem, sömürü, rekabet, kolektif çıkarlara zarar verme pahasına bireysel özel çıkarların desteklenmesi ve servetin delicesine, bir avuç zengin tarafından biriktirilmesi üzerine kurulmuştur. Bu, kanlı savaşlar, yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve dini köktenciliği getirmekte, kadınların maruz kaldığı sömürüyü ve sosyal hareketlerin suç olarak nitelendirilmesini körüklemektedir. Mevcut kriz bağlamında, halkların hakları sistematik bir şekilde inkar edilmektedir. İsrail Devleti’nin Filistin halkı karşısındaki vahşi saldırganlığı, uluslararası hukukun ihlalidir, savaş suçu anlamına gelir, insanlığa karşıdır ve dünyanın diğer yerlerinde de gözlemlenen insan hakları inkarlarının bir sembolüdür. Suçluların cezalandırılmamaları utanç vericidir ve bu duruma son verilmelidir. Sosyal hareketler, Filistinlilere ve halkların dünya çapındaki bütün baskı karşıtı eylemlerine verdiği aktif desteği bir kez daha ifade etmektedir.
Krizin üstesinden gelebilmek için, sorunun kökenine inerek, kapitalist sistemi ve ataerkil egemenliği bertaraf eden radikal bir alternatif oluşturmak üzere olabildiğince hızlı bir şekilde harekete geçmek zorundayız. Toplumsal ihtiyaçları karşılayan, doğaya saygı gösteren ve koşulsuz politik özgürlük bağlamında demokratik katılımı destekleyen bir toplum yolunda çalışmalıyız. Hem bireysel hem de kolektif, birbirlerinden ayrılamayan bütün sivil, politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel haklarımızla ilgili uluslararası sözleşmelerin uygulanmasını sağlamalıyız.
Bu çerçevede, olası en fazla popülariteye sahip bir mobilizasyona katkıda bulunarak aşağıdakiler gibi bazı acil önlemlerin uygulanmasını sağlamalıyız:
Bankacılık sektörünün tazmin edilmeksizin ve tam bir kamusal izlemeye tabi olacak şekilde ulusallaştırılması Çalışma saatlerinin ücret kesintisi olmaksızın düşürülmesi Gıda ve enerji üzerindeki hakimiyeti destekleyecek tedbirler alınması Savaşların durdurulması, işgalci birliklerinin geri çekilmesi ve yabancı askeri üslerin kapatılması Halkların egemenliğinin ve özerkliğinin hür irade hakları garanti edilecek şekilde kabul edilmesi Herkesin toprak, iş, eğitim ve sağlık hakkının garantilenmesi İletişim ve bilgi araçlarına erişimin demokratikleştirilmesi Feminist, çevreci ve sosyalist hareketler tarafından 21. yüzyıla taşınan toplumsal özgürleşme süreci, toplumu, kapitalizmin üretim, iletişim ve hizmet araçlarının üzerindeki hakimiyetinden kurtarmayı amaçlar. Buna, küçük aile mülkleri, kamusal, müşterek, komünal ve kollektif mülkler gibi toplumsal çıkarı gözeten mülkiyet biçimleri desteklenerek ulaşılabilir. İnsanlığın yarısı ezilip sömürülürken, sosyal adalet ve hakların eşitliği üzerine kurulu bir toplum oluşturmak mümkün olamayacağı için, böyle bir alternatif kesinlikle feminist olmak zorundadır.
Son olarak, bizler, yerel halkların aktif katılımı ve katkılarının önemini de vurgulayarak, kendi kendisiyle, başkaları ve etrafındaki dünyayla uyum içerisinde yaşanan bir hayatı (el buen vivir) temel alan bir toplum oluşturulması sürecine katkıda bulunma kararlılığında olduğumuzu ifade ediyoruz.
Sosyal hareketler olarak, küresel ölçekte, özgürlükçü inisiyatifler geliştirmek gibi tarihi bir fırsatla karşı karşıyayız. Dünya nüfusu bu krizi sadece kitlelerin toplumsal mücadelesi ile aşabilir. Bu mücadeleyi yükseltmek için, bilinci artırmak ve tabandan yayılan bir mobilizasyonla çalışmak esastır. Sosyal hareketlerin karşı karşıya kaldığı önemli bir mücadele alanı, küresel mobilizasyonun tek bir noktada birleşmesini sağlamaktır. Baskı ve sömürüye karşı mücadele eden bütün hareketlerin tek bir noktada birleşmesinin desteklenmesi eylem becerimizi de güçlendirecektir.
Bu çerçevede, aşağıdaki etkinliklerin duyurusunu yapıyoruz:
28 Mart - 4 Nisan 2009 tarihinde, Kapitalim ve Savaşa Karşı Küresel Eylem Haftası düzenlemek. 28 Mart - Anti-G20 Eylemleri; 30 Mart - Savaş ve Krize Karşı Eylemler, 30 Mart - İsrail'e Karşı Boykot, Yatırım Çekme ve Müeyyideleri Teşvik Amaçlı Filistin Halkı ile Dayanışma Günü; 4Nisan - 60. Yıldönümünde NATO Karşıtı Eylemler Mobilizasyon için yıl boyunca yapılacak eylemlerin artırılması: · 8 Mart - Uluslararası Kadınlar Günü;
· 17 Nisan - Uluslararası Gıda Günü;
· 1 Mayıs - Uluslararası İşçi Bayramı;
· 12 Ekim- Yaşamın Sömürülmesi ve Metalaştırılması Karşısında Tabiat Ana için Küresel Mobilizasyon
Sardinya G8 Zirvesi, Kopenhag İklim Zirvesi, Trinidad ve Tobago’daki Amerika Kıtası Zirvesi gibi etkinlikler için direniş eylemleri planlama Bu talepler ve inisiyatifler yoluyla, krize, radikal ve özgürlükçü çözümler sunarak karşılık veriyoruz.
Çeviren Saniye Boran Erkin Erdoğan |