| Alternatif Su Forumu Haber ve Fotoğrafları |
|
|
| Cumartesi, 28 Mart 2009 | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Suyuma Dokunma Kampanyası’nın ev sahipliğinde düzenlenen Alternatif Su Forumu, Türkiye’den ve dünyanın onlarca farklı ülkesinden yaklaşık bin kişinin katılımıyla, İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleştirildi. 20-21-22 Mart tarihlerinde düzenlenen forumda 14 seminer, 17 atölye ve 3 film gösterimi yapıldı. Alternatif Su Forumu hakkında gazetelerde çıkmış haberlere şu linkten ulaşabilirsiniz. İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü'nde yapılan etkinlikte çekilmiş fotoğraflar için devamına tıklayınız. Ayrıca Şengül Çifçi'nin fotoğraf albümü için şu linke tıklayabilirsiniz . Kendisinin fotoğraflarına Picasa üzerinden şu bağlantıyla da ulaşılabilir.
Alternatif Su Forumu, İstanbul’da toplanan 5. Dünya Su Forumu’nun toplumsal hareketleri dışlayan ve su kaynaklarının özelleştirme sürecine açılmasını amaçlayan girişimlerine karşı, suyun bir insan hakkı olduğunu ve herkesin kamusal mülkü olarak görülmesi gerektiğini ifade etmek için yola çıktı. Dünyada iklim ve gıda kriziyle giderek yakıcılığı artan su konusunda, sosyal hareketlerin ve STK’ların kendi sözlerini ve tartışmalarını kamuoyuna sunabilmek amacıyla yarattıkları girişimde insan hakları kuruluşları, baraj karşıtı hareketler, barış hareketi, iklim değişikliği hareketi, kadın hareketi, çeşitli ilerici belediyeler ve bazı siyasi partiler yer aldı. Suyuma Dokunma Kampanyası’nın 2008 Haziran ayından itibaren başlattığı hazırlık çalışmalarında çok sayıda aktivist emek harcadı. Su konusunun geldiği boyut, bu hazırlık çalışmaları sırasında farklı boyutlarıyla işlendi ve onlarca STK’dan alınan etkinlik önerileri üzerinden Alternatif Su Forumu’nun programı demokratik, kapsayıcı ve şeffaf bir biçimde oluşturuldu. Programda suyun ekolojik yönetimi, kamusal bir ürün ve bir insan hakkı olarak su, suyun savaş ve hegemonya ile bağlantısı, kadın sorunu ile su ilişkisi, kültürel miras ve barajlar, hidro enerji, sürdürülebilirlik ve riskli-yıkıcı barajlar, sağlık ve su, iklim değişikliğinin su politikalarına etkisi, milliyetçilik ve ulusötesi sular gibi onlarca farklı başlık altında muhalif bakış açıları dile getirildi. Yapılan atölye çalışmalarında da çok sayıda konu, uzmanlarıyla beraber tartışıldı. Türkiye’den, resmi forumun açılış töreninde pankart açtığı için sınır dışı edilen Payal Parekh de kendi atölyesi ve sunuşunu video konferans aracılığıyla gerçekleştirdi. Forumun konuşmacıları arasında Maude Barlow (BM Asamblesi Su Konuları Danışmanı, Kanada), Jonathan Neale (Küresel İklim Değişikliğine Karşı Kampanya, İngiltere), Emilio Molinari (Dünya Su Kontratı Komitesi Başkanı, İtalya), Ikal Angelei (Friends of Lake Turkana, Kenya), Ufuk Uras (İstanbul Milletvekili), Roberto Musacchio (İtalyan Avrupa Parlamenteri), Javier Bogantes (Latin Amerika Su Mahkemesi, Kosta Rika), Kerem Kabadayı (Mor ve Ötesi Grubu üyesi), Claudia Campero (2006 Meksika Alternatif Su Forumu), Ömer Madra (Açık Radyo), Prof. Dr. Turgut Tarhanlı (İstanbul Bilgi Üniversitesi), Prof. Pedro Arrojo (İspanya), David Doys (Public Service International) gibi isimler yer aldı. Forumun sonunda düzenlenen kapanış toplantısında ise aşağıdaki sonuç metni İstanbul Deklerasyonu olarak kabul edildi. Alternatif Su Forumu - Sonuç Deklerasyonu “Su adaleti için küresel hareketimizin devamında önemli bir kilometre taşı olan 2006 Meksika’dan sonra, şimdi de 5. Dünya su forumuna karşı harekete geçmek için İstanbul’da toplandık. Bu yanlış, şirket güdümlü dünya su forumunun gayrimeşru olduğunu göstermek ve küresel su adaleti hareketinin pozitif gündeminin sesi olmak için buradayız.
Türkiye’deki yıkıcı ve riskli barajlara örnek olarak 4 baraj, Ilısu, Yusufeli, Munzur ve Yortanlı barajları, verilebilir. 10 yıl boyunca, bu projelerden olumsuz etkilenen insanlar, özellikle de Güneydoğu Anadolu Projesi veya kısaca GAP olarak bilinen daha büyük bir sulama ve enerji üretimi projesinin bir parçası olan Ilısu Barajına yoğun olarak itiraz etmişlerdir. Özellikle dünya çapında en çok eleştirilen baraj projelerinden biri olan Ilısu barajı projesi, Ortadoğu’daki uluslar arası politika üzerindeki imaları nedeniyle muğlâk ve problemlidir. Baraj, çözülemeyen Kürt meselesiyle ilintili devam eden insan hakları ihlallerinin olduğu ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bir bölgede yer almaktadır. Türk hükümeti GAP’ı Kürtlerin yaşam alanlarını olumsuz etkilemek ve onların kültürel ve politik haklarını bastırmak için kullanmaktadır. Bizler su krizine çözümler önermek için BM genel kurulundan bir sonraki küresel su forumunu düzenlemesini talep ediyoruz. Önemli BM yetkililerinin ve temsilcilerinin de toplantımıza katılmaları bir şeylerin değiştiğinin kanıtıdır. Meşruiyette gözle görülür ve sembolik anlamı olan bir değişim söz konusudur: özel çıkarlar ve Dünya Su Konseyi tarafından düzenlenen resmi forumdan ; tüm dünya çapında suyu ve toprağı ve evrensel olanı savunmak için mücadele eden çiftçileri, yerli halkları, eylemcileri, sosyal hareketleri, sendikaları, STKları içeren küresel bir sivil toplum tarafından düzenlenen İnsanların Su Forumuna doğru bir değişim yaşanmaktadır. Biz küresel çok yönlü toplantıların meşru organizatörü olarak BM’i ve onun üyelerini bu yükümlülüğü kabul etmeye ve devletlerin yükümlülüklerini hatırlatacak ve küresel topluma hesap verebilir bir su forumuna ev sahipliği yapmaya çağırıyoruz. 5. Dünya Su Forumuna katılan tüm örgütlere ve devletlere de, bunun şirket güdümlü son su forumu olması çağrısında bulunuyoruz. Dünyanın, BM’in içinden çıkan ve üye devletleri tarafından desteklenen meşru, hesap verebilir, şeffaf ve demokratik bir su forumunun kurulmasına ihtiyacı vardır. Dünya Su Forumunun gayri meşruluğunu bir kez daha vurgularken Bakanlar Deklerasyonu’nu da kınıyoruz. Çünkü suyu evrensel bir insan hakkı olarak tanımadığı gibi onu küresel ticaret anlaşmalarının da dışında tutmamaktadır. Ayrıca karar taslağı özelleştirmenin herkesin suya erişimini garanti edemediği gibi, yeterli olmayan Avrupa Parlamentosu kararlarının yapıcı tavsiyelerini de dikkate almamaktadır. Biz 2006 Meksika deklarasyonunda ifade edilen tüm ilke sorumlulukları yeniden dile getiriyoruz: Biz suyu gezegenimizdeki tüm hayatın temel unsuru olarak, temel ve devredilemez bir insan hakkı olarak görüyoruz; şimdiki ve gelecekteki nesiller arasındaki dayanışmanın sağlanması için ısrar ediyoruz, her çeşit özelleştirmeyi reddediyor ve suyun yönetim ve kontrolünün kamusal, sosyal, müşterek, katılımcı, eşitlikçi ve kar amacı gütmeden olması gerektiğini ilan ediyoruz. Ekosistemlerin demokratik ve sürdürülebilir yönetiminin sağlanması için ve boşaltma havzalarının ve çevrenin korunması ve düzgün yönetimi ile sağlanacak su döngüsünün bütünlüğünün korunması için çağrıda bulunuyoruz. Kamuya ait su ve sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesini, ticarileştirilmesini ve dev şirketlere devredilmesini öngören baskın ekonomik ve finans modeline tamamen karşı çıkıyoruz. Bu tür bir yıkıcı ve katılımcılıktan uzak kamu alanındaki reformlara karşı çıkıyoruz çünkü katı ve yüksek maliyetli uygulamaların ve önceden ödemeli kredili sayaçların yoksul insanlar üzerindeki etkilerini uzun zamandan beri görmekteyiz. 2006 Meksika’dan bu yana suyun kar amacıyla dev şirketler tarafından kontrol edilmesine karşı muhalif olduk. Bazı başarılarımız şöyle sıralabilir: Özelleştirilen kamu hizmetlerinin geri alınması, kamu-kamu ortaklıkların desteklenmesi ve uygulamaya konması, şişe su endüstrisinin gelir kaybına uğratılması, hem Mavi Ekim hem de Küresel Eylem Haftasında eşzamanlı kolektif etkinlikler için bir araya gelmek. Bugüne dek yürüttüğümüz başarılı çalışmalar çeşitli anayasalar ve yasalarda da suyun bir insan hakkı olarak tanınmasını sağladığı için de gururluyuz. Bununla birlikte ekonomik ve ekolojik krizleri de gündemimize taşımalıyız. Sizin krizinizin bedelini biz ödemeyeceğiz! Bu kusurlu ve sürdürülemez modeli kurtarmak için uğraşmayacağız. Bu model yüzünden açıklanamaz özel harcamalar devasa kamu borçlarına yol açtı, bunun sonucunda su ve ortak kamu malları tüketim maddesine dönüştürüldü ve ardından Doğa tamamen bir ham madde kaynağı ve açık hava atık çöplüğü haline dönüştü. Su ve iklim arasındaki karşılıklı temel bağ bilimsel çevreler tarafından da kabul edilmektedir ve Hükümetlerarası İklim Değişimi Paneli de bunun özellikle altını çizmiştir. Bu nedenle en başta yaşadığımız krize yol açmış olan aynı mantıkla enerji sektöründe de benzer bir iklim kaosuna yönelik verilen tepkileri kabul etmemeliyiz. Bu mantık suyun nitelik ve niceliğini tehlikeye sokar. Aynı zamanda barajlar, nükleer enerji ve tarımsal ürünlerden yakıt elde eden tesisler hayatımızı büyük ölçüde etkilemektedir. 2009’un Aralık ayında bu konudaki endişelerimizi ve çözüm önerilerimizi Kopenhag’ta Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda dile getireceğiz. Ayrıca, yoğun sınai tarım modeli, su kaynaklarını kirletmekte ve yok etmekte, tarım arazilerini tahrip etmektedir. Aynı zamanda gıda egemenliğimize zarar vermektedir. Bunun kamu sağlığı ve insanların hayatı üzerinde etkisi çok büyüktür. Belem Dünya Sosyal Forumu’ndan edindiğimiz izlenimlerle su hareketleri ile toprak, gıda ve iklim alanlarındaki hareketler birlikte işbirliği içinde yürütülmelidir. Aynı zamanda yeni ağların kurulmasını ve yeni toplumsal ittifakların oluşturulmasını görev kabul ediyoruz; bu toplumsal ittifaklarımıza suyun kamusal bir ürün olduğu konusunda uzlaşan yerel yönetimleri ve parlamenterleri katmayı da görev biliyoruz. İnsanların ve tüm canlıların temiz suya erişimi sağlanmalıdır. Aynı zamanda tüm kamuya ait su hizmetlerinin birleştirilmesini ve yerel hareketler ile bölgesel ağların oluşumunu teşvik ediyoruz. Başarılarımızı kutluyoruz ve hem ülkelerarası hem de kıtalararası işbirliğimizin devam edeceğini duyuruyoruz.”
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|